Karanlıkta karanlığın çökmesini bekliyorum, tüm seslerin dinmesini, konuşmaların son bulmasını, konuşanların gitmesini bekliyorum. Musluğun deli eden hışırtılı sesinin kesilmesini, Allah’ın belası topukluların def olup gitmesini, ter, ten kokulu koca bedenlerin yok olmasını sabırla bekliyorum..


Sabahları gelen ayak seslerini tanıyorum. Kilide geçen anahtar sesiyle ortalıktan sıvışıp hızla sayfa aralıklarına dönüyorum… Şimdi rayihalar içinde uyku vakti ah birde ses etmeseler, işgalciler, gürültülü tuhaf tür, iddiacı ruhlar, “çok bilmiş özneler”… Sesinizden ayırt ediyorum görmüşlüğüm yok mahlukatlığınızı. Ben ki bunca yıllık kurduyum kitapların ezberi ezber etmişim kırk kez, bir tek boş söz çıkaramazsınız ince ağzımdan sayın boşboğazlar… Merakıma yenik düşüp çıksam adımla anılan yuvamdam sonuma mühürlerler nedensiz avuçlar, peçeteye sıkıştırılan müdafasız kabuğum, bir de beni en çok üzen, yuvamın kapağıyla pat diye vurmaya kalkışırlar korkusu.. Uzak akrabalarımdan sinekgiller anlatıp dururlar bu pat patları.. Kanatlılar ah ipek kanatlılar eski bir masal gibiler..


Her gün gelenler… Sadece seslerinden değil kokularından da tanıyorum mekancıları benle dört kişiyiz burada farkında değiller ama… ha bir de “Zorba” dedikleri var ama onun sesini hiç duymadım kokusunu da almadığımdan şüpheliyim cisminden, zorba da zorba.. Benim bir Aleksi Zorba bildiğim var ama… Son sesin yitmesiyle, anahtarın kapıda kilit dönmesiyle başlayan şölenim… Önce köşe bucağa düşmüş kırıntıları tırtıklıyorum, miniciğim minicikle doyuyorum.. Bazen unutuveriyorlar piyano kapağını kapamayı işte anın en keyiflisi incecik ayaklarımla dokunuveriyorum do do re re doremi şöleni başlasın… Keyiften yorgun düşüyorum.. Bir yorgunluk kahvesi zamanı… Tezgahın en dibine sivri, arka, yok burnumu yol boyu sürüyorum işte şuraya kaşıktan uçarak dökülüvermiş tane tane buram buram Mehmet Efendi… Yalıyorum misss.. Sokağın sesleri ve ışığıyla şahane dünyam kitaplı odam… Mavi koltuğun ahşap oymasının ön çıkıntısına yerleşiyorum, tüh cilalı kemiremiyorum ama işte balkon sefası ayak ayak üstüne… Uzaktan en üst raftaki yuvama bakıyorum. Taraçam, reçine kokulu odam orda olduğunu benim kumumla gömülü yatağımın beklediğini biliyorum… Sabahın geç saatlerine dek sürecek bir seyahatteyim kilitte dönen anahtar sesiyle fırlayacağım ciltli kapaklı, sararmış ölü sayfalara, kurduyum kitabın..

Sile sile miyop gözlerimin yaşını harflerin rüyasına dalıyorum..