

Eylem Ata Güleç kitapları:
Boşlukta Büyüyen, 2016, Notabene Yayınları
Uzak Değil, 2021, YKY
NE okursunuz NE yazarsınız?
Okumalarımın büyük kısmını yabancı ve yerli öykü kitapları oluşturur. Ve tabi edebiyat dergilerini takip ederim. Az sayıda da roman okurum. Roman okuyacaksam daha seçici davranıyorum. Öyküdeyse, özellikle günümüz metinlerine, iyi kötü ayırt etmeden, ne yazıldığına nasıl yazıldığına bakma ihtiyacı duyarım; çağdaşlarımı takip etmeyi önemserim. İlk iki-üç öykü diliyle, kurgusuyla ya da meselesiyle beni içine çekmediğinde inatlaşmadan bırakırım kitabı. Kuramsal okumalarımsa daha çok sanat/edebiyat ne işe yarar minvalindedir. Şiiri en kristal edebi tür olarak görmeme rağmen çok az şiir okuduğumu itiraf etmeliyim. Kendimi neden katmanlı, çağrışımı yüksek şiir tınılarından mahrum bıraktığımı ben de anlamıyorum.
Sorunuzun ikinci kısmının iki ayrı cevabı var. Düz anlamıyla söyleyecek olursam öykü yazıyorum. (Elimde devam eden bir roman da var)
Örtüyü kaldırarak vereceğim cevapsa; karanlığı, rüyaları, diplerden çekilip çıkarılanları, insanı insan yapan şeyleri, çevrelendiği ortamı, birbirine yönelen bakışları, üsttenciliği, aşağılamayı, kadınları, kadınların nasıl delirtildiğini, histeride ortaklaşmalarını ve bununla başa çıkmak için açtıkları patikaları yazıyorum.
NEREDE yazarsınız?
Yine iki cevabım var. Birincisi; odamda, kitaplığın önünde, kaktüs ve çalıların yanındaki emektar masamda.
İkincisi; masaya oturup bilgisayarı açmadan metnin bir kısmını kafamda yazmış olurum, bunun için her ortamda zihnimden kayıt tutarım. Arabada, yolda, okulda, parkta. Son zamanlarda kurgularımın aklımda eskisi kadar iyi kalmadığını fark ettim bu yüzden yanımda küçük kâğıtlar taşımaya başladım. Nerede olursam olayım aklımdan geçenleri not alıyor, çantama atıyorum.
NE ZAMAN yazarsınız?
Çoğunlukla gece ve sabahın erken saatleri. Gün içinde fırsat bulursam da yazdıklarımı düzeltmekle uğraşıyorum.
NEDEN edebiyat?
Bunu tam bilmiyorum. Aklıma gelenleri sıralayacağım; bir avuç harfle bir dünya kurulabildiği, düz, verili olandan kuşkuya düşüren katmanlar örülebildiği için. Sarmal olduğu, anlamı yıpratıp, bozup yeniden inşa etme olanağı sağladığı için. Ara yüzleri, dolaşıklığı gösterdiği, başka okuma biçimlerine alan açtığı için. Resmi evrakların, tarihi dokümanların anlatmadığı insan hallerini ve duygu durumlarını iletebildiği, okurun empati kurmasını, duygudaşlığını sağladığı için. İtiraz etme, değişme, değiştirme ve onaylanma ihtiyacı için. Belki bana iyi geldiği için. Belki de hepsi ve daha fazlası için.
NASIL başladı NASIL gidiyor?
Ortaokul yıllarında, kimsenin görmesini istemediğim, sakladığım defterlerle başladı. Yazmak ne garip şey. Hem yazdıklarınızın mahremiyetinin farkında olur saklarsınız hem de yayınlatarak benliğinizin onaylanmasını istersiniz. Elbette bu bir gerilim yaratır. İyi metin bu gerilim sayesinde sizin olanı herkesin olana doğru evriltir. Sadece size ait sandığınız çelişkileriniz, yalnızlığınız, yoksunluğunuz, hırslarınız, güvensizliğiniz herkesin çelişkilerine, yalnızlığına vs dolanır. Yanlışlar, doğrular, sınır durumlar, sesler birbirine karışır. Yazar karakterleriyle çoğalır, yenilenir, taşları yerine oturtur. Bu fark edişle başlamış olabilirim; kişisel olandan edebiyata…
Tek düze gitmediği kesin. Bazen yazdıklarım kulağıma oldukça iyi geliyor. Neşeleniyorum. Hemen arkasından yüzde yüz tersi oluyor. Kurduğum her cümle itici geliyor. Bu aralar hiçbir işim içime sinmiyor.
KİMİ tavsiye edersiniz?
Tavsiye etmek değil de yakın zamanda okuduklarımdan sevdiklerimi söyleyeyim. Çünkü edebi beğeniler okuma deneyimleri kadar çok farklılık gösteriyor. Tavsiye üzerine okunan kitaplar okur için hayal kırıklığı olabiliyor. Rachel Cusk (Lâle Akalın çevirisi); Geçiş, Övgü, Diğer Ev. Kate Atkinson (Tuba Geyikler çevirisi); Geç Kapıdan Körebe ve yine Kate Atkinson (Duygu Akın çevirisiyle) Hayat, Sil Baştan. Kamil Erdem’in harika kitabı Yok Yolcu’yu da bu hafta okudum. Son birkaç gündür Pelin Buzluk’un En Eski Yüz’ü aklımda. Onu da tekrar okuyacağım.

Zeynep Tandoğan, Okur-yazar
NE okursunuz?
Tercihim romandan yanadır.. Özellikle öykü atölyelerine katılımımla öykü de girdi okumalarıma.. Ve tabii ki felsefe metinleri, varlığın idrakı için belki de..
NEREDE okursunuz?
Yatakta okumayı çok severim.. yatağın mahremi edebiyata uyumlu gibi..
Cam kenarı, ağaç altı, sessiz kahvehaneler… Ve elbette Zorba Kitabevi..
NE ZAMAN okursunuz?
Sabah saatleri hariç her zaman okuyabilirim..
NEDEN Edebiyat?
Hayata ilişkin ilk gözağrım olduğundandır.. Kendimin dışında kulağıma fısıldayan sesleri duyduğumdandır..
NASIL başladı NASIL gidiyor?
Çocuk iken evimiz Ragıp Paşa Kütüphanesi’ne bakar idi.. Annem bizi dışarı kovaladığında “sessiz ev” diye niteledigim oraya geçerdik.. “Ayşegül” kitaplarıyla başlayan birliktelik “Çocuk Kalbi”, “Monte Kristo Kontu”, “Siyah Lale” gibi edebi hazla devam etti.. ilk okuduğum Klasik Dostoyeski’den “Budala” romanı beni kitapların budalası eyledi..
KİMİ tavsiye edersiniz?
Aslında tavsiye etmeyi çok sevmem.. Ve de sanki kişiden kişiye değişen bir umman olduğundandır.. Ancak ortak okumalarda heyecanla yazar isimleri uçuşur ortalarda.. ‘birini söylesem diğerinin hatrı kalır’ misali..
Bonus Soru 💫
En son ne/neler okudunuz?
Kamil Erdem’in “Yok Yolcusu” ile Zorba Edebiyat Kulübümüzün seçkisi Annie Ernaux “Seneler” kitaplarını okuyorum şu anda..
