Banu Özyürek 1979 İstanbul doğumlu. Kabataş Erkek Lisesi’ni ve Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo – Televizyon ve Sinema Bölümünü bitirdi. Öyküleri; Sözcükler, Özgür Edebiyat, Kültür Mafyası, Öykülem, Edebiyatist ve kitap-lık dergilerinde yer aldı. Bir Günü Bitirme Sanatı isimli ilk öykü kitabı 2015’te yayınlandı. 2019’da yayınlanan ikinci öykü kitabı Poz ile Cumhuriyet gazetesince verilen Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazandı. 2021 yılının Nisan ayında raflarda yerini alan, geliri Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na bağışlanacak olan Kirpiğin Düşmesin Yere isimli derleme kitapta Plajda Genç Kızlar öyküsüyle yer aldı.

ESERLERİ:

Bir Günü Bitirme Sanatı’nda dünyayla arasında kurduğu köprüleri her defasında kendi yıkan kadınlar var. Özyürek günlük hayatın sıradan olayları üzerine öyle bir mercek tutuyor ki küçük bir izin, anlamın karnında derin bir yarık olduğu anlaşılıyor; insan hayattaki güvenli yerini kaybediyor. Bir şüphe beraberinde başka şüpheleri getirirken hiçbir nesnenin, duygunun, düşüncenin eski halini korumadığı, yeniden başlamanın mümkün olmadığı bu öykü dünyasında en iyi şey bir günü bitirmek. Ama günler günleri kovalıyor ve yeniden kuruluyor köprüler. Yeniden yıkılmak üzere elbette.
Semra’yla buluşmamız benim için çok büyük bir anlam taşıyordu (anlamı kendisini aşan tüm şeyler gibi ayağıma dolanacağını seziyor ve göbeğimi daha çok içime çekiyordum). Bir çeşit yeterlilik sınavıydı bu iş artık (ne kadar insansınız?). Gurur meselesiydi (korkarım sizi kabul edemeyeceğiz). Randevu noktamıza yaklaştıkça mide bulantımı, hatta her şeyiyle midemi daha çok hisseder olmuştum. Gözümle hızla taradım alanı; bir hayal kırıklığı ama ne yalan söylemeli, aynı zamanda bir rahatlama… Gelmemişti.

Bir gün her şeyin değişeceği umuduyla ve hiçbir şeyin değişmemesinin huzuruyla yaşıyoruz.

BİR GÜNÜ BİTİRME SANATI

Yayın Tarihi: NİSAN 2019

Banu Özyürek, çok ilgi çeken ilk kitabı Bir Günü Bitirme Sanatı ile kuşağının güçlü temsilcilerinden, gür seslerinden biri oldu. İkinci kitabı Poz, etki alanını genişletiyor.
Daha gözü pek, daha müdanasız, daha sert metinler.
Bir yandan mırıl mırıl konuştuğunu sandığımız karakterler, öte yandan bize karanlık taraflarımızı gösteren, hatırlatan kahramanlar. İlk kitabından aşina olduğumuz karşıtlıklarla beraber:
Safdil bir hüzün, neşeli alınganlık…
“Kalk. Ayağa kalk. Kendime böyle emir veriyorum. Yürü. İleri yürü. Çök. Kalk. Çök sırtını dik tutarak, kalk. Unutmak için sürekli bunları yap. Ya da benzerlerini yap. Yemek ye şimdi, diyorum. İçini doldur. Midenden göğsüne, hani o boşluğu hissettiğin yere bir kanal vardır da yediklerinden vitaminler, iyilikler, güçler kuvvetler, tahayyüller ve teselliler, orayı doldurabilecek herhangi bir şeyler, umutlar ve proteinler, toz olur uçuşur boşluğuna doluşur, bir de bakmışsın sofradan kalkarken artık, o var. Var olmasa bile yokluğu yok en azından.”
Kentlilerin de hakiki dertleri, tasaları, neşeleri, acıları vardır. Özyürek, işte buradan konuşuyor.
Poz, edebiyatımızın taptaze özgün seslerinden birinden, müthiş bir jest!                                              

Anlatamıyorum kimseye çünkü bir kere anlatmayı denersem ve anlamazlarsa o zaman çok yıkılmak gerekebilir.

POZ