Burhan Sönmez 1965 yılında Ankara Haymana’da doğdu. İlk ve orta eğitimini Polatlı’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra bir süre avukatlık yaptı. Çeşitli gazete ve dergilerde kültür ve siyaset üzerine yazılar yazdı.

 Toplumsal Araştırmalar, Kültür ve Sanat için Vakıf (TAKSAV)’ın kurucuları arasında yer aldı. 1996’da kurulan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkan Yardımcılığı’na seçildi.

1996 yılında Ankara’da uğradığı coplu polis saldırısı sonucunda beyin travması geçirdi. 1998 yılında Londra’da Medical Foundation İşkence Mağdurları Tedavi Merkezi’nde tedavi gördü. 1999 yılında Türkiye’ye döndü. 2000’de tekrar rahatsızlanınca Londra’ya geri döndü; gerek politik nedenlerle gerek sağlık sorunlarından dolayı 2010 yılına kadar yurt dışında kaldı. İngiltere’de yaşarken yeminli tercümanlık alanında eğitim gördü. Cambridge Üniversite’nde roman incelemeleri üzerine bir yıllık bir programa katıldı.

Eserleri 30 ülkede 42 dile çevrildi, ulusal ve uluslararası ödüllere değer görüldü. İlk romanı Kuzey 2009 yılında yayımlandı. “Masumlar” (2011), “İstanbul İstanbul” (2015), “Labirent” (2018) “Taş ve Gölge” (2021), adlı romanlarını yayımladı. Masumlar, 2011 Sedat SimaviEdebiyat Ödülü’ne ve İzmir St. Joseph Roman Ödülü’ne değer görüldü. İstanbul İstanbul romanı otuzdan fazla dile çevrildi ve bu romanla 2018 yılında Londra’da verilen EBRD Edebiyat Ödülü’ne ve 2017 yılında ABD’de bulunan Vaclav Havel Kütüphane Vakfı tarafından “içinde yaşadığı baskıcı rejime meydan okuma cesareti gösteren” yazarlara verdiği Vaclav Havel Ödülü’ne değer görüldü.

Öyküleri “Bir Dersim Hikâyesi” (2012), “Bana Adını Söyle” 2014) ve “Gezi” (Almanca, 2014) öykü derlemelerine yer aldı. Bursa Yazın ve Sanat Derneği tarafından verilen 2015 yılı Öykü Onur Ödülü’nün de sahibi oldu.

Şair William Blake’in “Cennet ile Cehennemin Evliliği” kitabını Türkçeye çevirdi (2016).

Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü 2014 yılı seçici kurulunda ve Cenevre Uluslararası Film Festivali 2020 yılı belgesel seçici kurulunda yer aldı. ODTÜ’de edebiyat ve roman üzerine dersler verdi. Ayrıntı Yayınları’nda editör olarak çalıştı. BirGün gazetesi ve Birikim dergisi gibi yayınlarda yazılar yazdı.

Türkiye PEN, Kürt PEN ve English PEN üyesidir. 2016 yılından itibaren uluslararası PEN yönetim kurulunda yer alan Sönmez, 2021 yılında PEN International‘ın başkanı oldu.

Halen İstanbul’da ve Cambridge’de yaşıyor.

Eserleri

Romanları

  • Kuzey, 2009
  • Masumlar, 2011
  • İstanbul İstanbul, 2015
  • Labirent, 2018
  • Taş ve Gölge, 2021

Çevirileri

  • William Blake, Cennet ile Cehennemin Evliliği, 2016

“Bilmek dünyanın kolay işi artık, çağımız o meseleyi bilim ve teknikle çözüyor, şimdi insanlar hissetmenin sırrına ermek ihtiyacında.”

Taş ve Gölge

Yokluğun bilincinden söz edemeyiz. Âşık, sevgiliyi tanımadan önce içinde bulunduğu yokluğun farkında değildir. Oradan çıkıp varlığa ermesi, kendini bilmesi ancak severek mümkün olur. Varoluşun başı döndürmesi bundandır, yıldızlı gökyüzü gibi, insanın aklını alır.

“Aşkı tattıktan sonra sevgilisini kaybeden âşığın içine düştüğü yalnızlık ise gerçek yalnızlıktır. Bu, Tanrı’nın evreni yaratmasından önceki yalnızlığı gibi yokluktan değil, varlıktan doğar. Önce varlığa ermiş, sonra yitirmiştir. Nasıl ki Tanrı evreni yok edip artık yalnızlığa geri dönemezse, âşık da geri dönülmez bir yerdedir. Aşk sayesinde kendini var etmiştir, ama kendi varlığının Tanrısı değildir, çaresizliği, acıları buradan gelir.”


“Sır kitabı” taşıyan bir kadın, masum şiirlere inanır.
Uykusuz bir adam, mezarlıklardan ve ölümün kıyısından geçerek hayata tutunmaya çalışır.
Herkesin bir sırrı ve bir günahı vardır.
Adamla kadın, bir gün kaderin kırık köprüsünde karşılaşırlar.
Kadın “kitap falı” bakar, adam kendi kendine bozkır türküleri mırıldanır.
Haymana Ovası’nda, Tahran’da ve Cambridge’te geçen hayatlar…
Eski zamanların umudunu taşıyan bu romanda Burhan Sönmez, farklı rüzgârların savurduğu çok sayıda kahramanı usta bir incelikle bir araya getiriyor.


“Bir çocuk karanlığa kalmış ve dar sokaklarda yönünü şaşırmışsa orası İstanbul’dur. Eski sevgilisini bulmak için maceraya atılan gencin, siyah tilki kürkünün peşine düşen avcının, fırtınada sürüklenen geminin, dünyayı bir elmas gibi avucuna almak isteyen prensin, boyun eğmemeye yeminli son isyancının, şarkıcılık hayaliyle evden kaçan kızın, para babalarının, hırsızların ve şairlerin vardığı kent İstanbul’dur. Her hikâye burayı anlatır.”

Pus dağıldıkça çoğalan renkleriyle, surları, kuleleri, kubbeleriyle İstanbul… Kırmızı bir şal, siyah bir hırka, Berber Kamo’nun dükkânı, Şerafet Bey’in saati, Küheylan Dayı’nın tabancası… Yerin üç kat altında, küçücük bir hücrede dört adam, titreyip kıvranarak hikâyeler anlatıyorlar birbirlerine. Kaygıyla ve kahkahayla… İstanbul’daki zamanı, geçmiş ve bugün diye ayırmak yerine, yeraltındaki ve yer üstündeki zaman diye ayırarak, anlatıyorlar. Burhan Sönmez, acının ve her şeye rağmen umudun yörüngesinde dönen bir kenti, büyük bir romanla yeniden yaratıyor.

İstanbul İstanbul… demir kapının paslı sesi… “acıda herkes yalnızdır, sen de çözüleceksin…”



“Evet. Genç bir adam ormanda kaybolmuş. Günler sonra yaşlı birine rastlamış. Yaşlı adam da uzun zamandır ormanda kayıpmış ve genç adama  çıkış yolunu birlikte aramayı önermiş. Olmaz, demiş genç adam, seninle zaman yitiremem, çıkış yolunu bilseydin şimdiye kadar bulurdun.  Ama, demiş yaşlı adam, ben çıkmayan yolları öğrendim. Hikâye böyleydi, değil mi?”
İntihar etmek isteyen genç bir müzisyen, gözünü hastanede açar. Hiçbir şey anımsamaz, şarkılarını bile. Toplumsal bellek ile kişisel belleğin birbirine karıştığı, her şeyin ölü bir tarihin parçası haline geldiği yerde,  kuşku duymadığı tek gerçek vardır: Kaburgası kırık bedeni. Kendisine benzeyen bir kentte, unutmanın lanet mi yoksa lütuf mu olduğunu bilmeden, çıkış arar.Saatler, aynalar, deniz fenerleri. Labirent, yüzeyde hüzünle akan, derinde keskin akıntılara kapılan bir yeni çağ romanı.


“Gece, sessizlik değil damıtılmış ses demekti. Gündüz bütün sesler birbirine karışıp gürültüye dönerken, gece her ses kendi sadeliğiyle belirirdi. Çocukluğun şarkıları, ruhların iniltileri, baykuşun ötüşü. Gündüzün karmaşasında bunlar anlaşılmazdı. Acılar, özlemler de öyle. İnsan geceleyin kendisiyle yalnız kaldığında hissederdi saf sızıyı… Gündüz o yükleri taşımak kolay, insan gerçekten yalnız olduğuna geceleri inanabilirdi.” Avdo, hünerli bir mezar taşı ustası. Çocukluğu mu onun, yoksa o mu çocukluğunun peşinden bir ömürdür gidiyor? Bilmiyor… Belki de ölümden daha büyük bir hakikat olmadığı düşüncesiyle, ölümün bağrında konaklıyor. Günü geldiğinde, en uzun ve karanlık gecede, erguvan ağacının altındaki mezarda onu bekleyen kadının, Elif’inin yanına uzanacak… Burhan Sönmez, varoluşa ve hakikate dair bilinmezlere, asırlardır yanıt aranan sorulara, atmosferiyle büyüleyen, kurgusuyla merak uyandıran güçlü bir anlatıyla ev sahipliği yapıyor. Taş ve Gölge, evren ve insana, yaşam ve ölüme farklı bir gözle baktıran derin bir roman.