Haziran 2022’de Edebiyat dünyasına “Kaplumbağalar Ölmesin” isimli öykü kitabıyla giriş yaptı Erkan Karaaslan. Toplamda 12 öyküden oluşan kitap, yeni bir toplumsal gerçekçi yazarın gelişini müjdeliyor okura.

Öykülerden kesitler kalıyor insanın aklında kitap bitip de aradan zaman geçse de. Bir poşet içindeki kömür parçaları derdiniz oluyor, dağ başında Koca Rinde’nin suskunluğuna ortak, kaplumbağalara destek, ihtiyar Vanko’ya yoldaş oluyorsunuz. “Kirpiye Duyulan Minnet” isimli öykü de “Görülmüştür”, “Bitmeyen Yaz” ve “Dağ Başı Suskunluğu” kadar çarpıcı bir öykü.

Öyküler, gözünüzü kapayıp kulağınızı tıkasanız ve hatta kafanızı aydınlık tarafa çevirseniz de karanlıkta kalanların gerçekliğini değiştiremezsiniz, diyor bize.

Erkan Karaaslan öykülerini tam da bu minvalde yazmış, toplumsal olayları gerçekçi bir gözle, yalın bir dille anlatmış, başka bir dünya mümkünse, okuyanı da özne olmaya çağırmış. Mülkiyet ilişkisinin açık ve can yakan örnekleridir bazı öyküler, bazıları ötekini, kadın meselesini, işçi sınıfını anlatır, bazıları içinizi yakar bir daha. İşsizlik, yoksulluk, bunlardan kaynaklanan yaşam zorlukları, karşılaşılan haksızlıklar, yabancılaşma, yalnızlık, yaşlılık, hastalık, adalet beklenen ve bir türlü gelmeyen politik olaylar… Bu konulara ne yabancıyız ne de bunlardan uzakta.

Çok sık birinci kişili anlatıcı arada da Tanrı anlatıcı kullanmış sevgili Erkan. Pirüpak bir dil ile yazılmış öyküleri zenginleştiren yerel deyişler çıkıyor ara ara karşımıza. Bazı karakterler bulundukları öykülere sığmayıp başka öykülere de taşabiliyor, bu durum dikkatli okurun gözünden kaçmayacaktır.

“Zaman yeniden bukalemunun ayağına dolanmıştı.”

Bitmeyen Yaz

Toplum hangi bunalımdaysa, neye direniyorsa, gerçekte neyden mutlu oluyorsa bu konuları olması gerektiği yerlerde, işçi sınıfının yaşadığı mahallelerde, hapishanelerde, ara sokaklarda anlatmış, toplumdan gerçekliği ayırmamış . Yazarımız, edebiyat yönelimini öykülerine tutarlı bir şekilde zerk etmiş anlayacağınız. Karl Marx’ın sözüyle de desteklemek isterim bunu: “İhtiyaçlarımızın ve zevklerimizin kaynağı toplumdur.”

M. Şolohov, Nöbet Ödülü konuşmasının bir yerinde Toplumcu gerçekçilik sanata ve yazına nasıl bir işlev yüklemektedir? sorusuna verdiği cevap Kaplumbağalar Ölmesin için de söylenebilir.

“Okuyucuya namuslu söz söylemek, halka doğruyu anlatmak, gerçeği anlatırken kimi zaman sert ama her zaman yürekli olmak, insanların yüreğine gelecek adına, kendi güçleri adına, geleceği biçimlendirmedeki yetenekleri adına güçlü inanç satmak. Bütün dünyada barış için mücadele etmek ve yazdıkları kanalıyla yazılarının ulaşabileceği her yerde barış savaşçıları yetiştirmek, insanları ilerlemek için duydukları soylu ve doğal isteklerinde birleştirmek. Sanat, insanların kafalarını ve yüreklerini etkileyecek büyük güce sahiptir. Bir insanın sanatçı tanımına hak kazanması için, bu gücü, insanların ruhunda güzeli yaratmaya yönelmesi, insanlığın iyiliğine yöneltmesi gerektiğine inanıyorum.”

Erkan Karaaslan Orhan Kemal’in, Fakir Baykurt’un yolunda emin adımlarla edebiyat dünyasına girdi. “Kaplumbağalar Ölmesin”i okuyanlar daha şimdiden sıradaki kitabı merakla beklemektedir.

Kitap için alıntım:

Toplumcu bir yazarım (… ) Bozuk düzenimizin nedenlerini insanlarımıza göstermek, onları uyarmak, gösterip uyarmakla da kalmayıp, bozuk düzeni düzeltmeye çaba göstermelerini, bu çabayı elbirliği ile göstermemiz gerekliliğini yanıtlarım.”

Orhan Kemal