
Kemal Varol’un Âşıklar Bayramı romanı Özcan Alper tarafından beyaz perdeye aktarıldı.
Filmin çatışması Kul Yakup’un Yusuf’a söylediği “baba dediğin tamamlanmamış bir kelimedir zaten” cümlesi üzerine kurulmuştur.
“Babamı galiba en çok susarken seviyordum. Konuşur konuşmaz aramızda bir kırgınlığın kanat çırpışları duyuluyordu. (s.176)”
Film Heves Ali’nin 25 yıl sonra avukat oğlu Yusuf’un kapısını çalmasıyla başlar. Elinde üç telli sazı, bavuluyla babasını karşısında gören Yusuf, şaşkınlık, kızgınlık ve kırgınlıkla onu içeri buyur eder. Heves Ali çok hastadır, oğlunu görüp âşıklar bayramı için Kars’a gidecektir. Ağızlarındaki üç beş kelime bir cümleye dönüşmeden boğazlarında takılı kalır. Yusuf sabah uyanınca babasının ceketini kurcalar. İçindeki raporu doktor arkadaşına gönderir. Ceketi koklayıp yerine asar ve evden çıkar. Yolda babasının çok hasta olduğunu öğrenince otogara gider, babasını otobüsten indirir. Onu kendisi Kars’a götürecektir. Baba-oğul ilişkisi yol boyunca işlenir. Yusuf boğazındaki düğümleri haykırırken baba sessiz kalır. Heves Ali’nin niye ailesini terk ettiğini öğrenebilecek miyiz? Düğümler çözülecek mi?
“Kalbinde derin bir çizikle gezenin günün birinde her ne pahasına olursa olsun yaranın müsebbibini affetmesi kadar kederli ve ağır bir şey yoktu dünyada (s.156).”
Heves Ali’nin yola düşmesinin sebebi ölmeden önce âşık olduğu bütün kadınlardan af dilemektir. Heves Ali bu sahnelerde saz çalıp içli türküler söyler. Kadınlardan karşılık alırsa affedildiğini anlar. Bu sahnelerden en etkileyicisi bir âşık köyünde çekilen sahnedir. Âşıklar saz çalar, köylüler saz eşliğinde döner. Akşamın alacakaranlığında çakır keyif olan Heves Ali Zerre kadının kapısını çalar. Eskiden çalıp söyledikleri ağacın altına oturur. Kınalı saçları yeşil yemesinden dökülen Zerre kadın elinde sazıyla yüzündeki hüzün çizgileriyle Heves Ali’nin karşısına oturur. Dokunsalar ağlayacak Zerre, titreyen sesiyle sazına vurup “âşık oldum onun mâh cemaline” türküsüne giriş yapar, “365 günümde yandı ha yandı” nakaratını beraber çalıp söylerler.

Tek tek âşık köylerini gezen Heves Ali gittiği her yerde hürmetle karşılanır. Yusuf bu hürmeti bu sevgiyi içten içe kıskanır. Babasının kendisini sazı kadar sevmediğini düşünür. Yusuf’un gözünde doğup büyüdüğü köylerine geldiklerinde bir anı canlanır. Babası önce onu tıraş ettirmiş sonra fotoğraf çektirmeye götürmüştür. Aynı kareyi şimdi de isteyen Yusuf babasıyla fotoğraf çektirir. Çocuksu heyecanı yarım gülüşlere dönüşüp dudağının ucuna ilişir.
Heves Ali Kul Yakup’u ziyaret etmek için gittiği âşıklar kahvesinde fenalaşınca onu hastaneye kaldırırlar. Yusuf’un doktor arkadaşı da bu sahnede girer. Erzurum’dan Kars’a kadar ambulansla da olsa Heves Ali’nin son isteğini yerine getirmek için yola çıkılır. Âşıklar Bayramını dünya gözüyle gören Heves Ali dünyaya gözlerini kapatır. Bu sahnede fondaki sesten sazların sesi duyulmasa da Yusuf’un elinde babasının sazıyla kalması ve dudaklarından dökülen ba… Hecesini yutkunması oldukça etkileyiciydi. Yusuf, babasından kalan üç telli sazla ve kasketiyle yola düşer. Kasketinin içinde babasından yadigâr ne kalmıştı? Yusuf sazıyla kasketiyle âşık Heves Ali’yi affedebildi mi? izleyip görün!
