
Tan Doğan, 17 Ocak 1961’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü’nde öğrenim gördü. Beykent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisansını tamamladı. Felsefe, deneme, inceleme yazıları ve şiirleri, felsefe, psikoloji, edebiyat dergilerinde yayınlandı-yayınlanmakta…
çerçeve
annemi çivilemişim gûyâ duvara! siyâh-beyaz bir ağır ağıt. gözlerimdi yalan söyleyen. kalk-git mutfağa, elini-yüzünü yıka, bir soğuk su iç dedim sessiz-sitemsiz kendime.. içtim.. döndüm, annem yok! çoook televizyon izliyorum, çok. bakışını yitirir er-geç dedim insan, yine kendime, yine içimden. zâten olmasa iç inim, büsbütün lâlım. başımı kaldırdım, babam! nereye gitti annem?! bir duş aldım, döndüm yatağa.. çerçeve boş! anam-babam nerdesiniz siz?! bak, dilin dilledi dedim bunu, bu kez dışıma! bakmama kararı verdim kendime. dedem, ninem, teyzem… sırada. denize gömecek hâlim yok ya ömrümü!
var aslında. ev.. ev.. ev… sokağa çıksam, bir-iki yaprak-dal görsem, bir-iki kedi-köpek, üç-beş insan-falan feşmekân.. birkaç vakit yürüsem, yürüsem, yürüsem taa denize dek.. sonra gömülsem sulara ipsiz-sapsız-dipsiz.. n’olurdu? sonrasızlık mı, ne özlemim? bilemedim. dedim evde kal biraz daha derdime.. biraz daha kireç, küf, üfff!…
kaldım. tavan-taban, tavan-taban, tavan… korkar oldum duvara bakmaktan! capcanlı bir yüz için televizyonu mu açsam yoksa düğmesine mi bassam bir ses için radyonun?! hoş, sessizlikle de bir derdim olmadı ya! ve hattâ sağır-dilsizliği pek yakıştırmışımdır kendime. hem hiç gereği de yok yapyalnız birinin ezber etmeye alfabesini. içimden konuşmayı da unuturdum belki zamanla. belki de zamanla…
zaman geçti.. az-buz değil hani! duvar.. duvara.. duvarı.. duvarda… kim var acep şu ân çerçevede diye de sormak istemiyorum kendime. merâk kötüdür, öldürür gibi vesâire sözleri de abesle iştigâl sayıp düşürmüyorum aklıma, gönlüme, dilime. yine de bir kurt içimde, keskin dişli, sivri dilli, aç-susuz. bana ‘su’ demesin kimse.. boğulurum.
nefesim daraldı, göğsüm sıkıştı.. bir terledim ki, sormayın! bakacağım ulan şu antik-dandik çerçeveye ve yoksa kimse, bir okkalı küfür de sallayacağım gelmişime-geçmişime dedim ve bir baktım ki, annem! yine annem! çakmışım sanki duvara dişi isâ’yı: çürük tahta, paslı çivi, kirli kan: ‘adam olmaz oğlum senden!’ neden demedin anne? öfkem kime baba? bilemedim… lânet okuyasım var yedi sülâleme duâ yerine! ve sıra size de gelecek elbet freud, adler, jung…
beni camdan bakmaktan, pencereden sarkmaktan, balkondan atlamaktan alıkoyan kim ve ne? söylesenize! dört duvarda öksüz-yetim bir ölgün. merhaba hayat, merhaba hayat, merhabaaa!
bu kadar manik-depresif yeter mi yeter: kana yeter, cana yeter, bana yeter haaa.. haberin olsun; sıyırırsın da kimsecikler bi şicikler bilmeden, küt gidersin eşşolueşek cehennemine, anan-baban dâhil vesâire, vesâire! bir de eksik olmasın e mi, suçluluk duygun tanrım, geberene dek. haydaaa! tanrı ile de hasbihâl ha.. hayret! e ne kaldı sırada eksik-gedik?!…
çek kafana yorganı, dön sırtını duvara, zıbar. sana ölmek yaraşır a mendebur. hem bir sen misin ki şu dünyanın akıllısı? bu zırvalamak da niye?! bekliyorum bir de, ne zaman sıraya tek tek çekecek diye, ermiş-dervişlerle feylesofları!
‘daha çoook beklersin oğlum!’ diye lâf koyan da olmadı henüz çerçeveden.. hayret! seni ananın rahmine düşüren de mi yoksa babanın tohumuna göz dikende mi kabâhat?
şu varoluş sıkıntından mı söz açsam biraz kendime ya da hiçlik söyleminde mi bulunsan derdime derken, uyumuşum. ben şu uyku ile düş arasına sıkışmışım. âh! her sabâh adagio dinleye dinleye bach’tan ve her gece boğula boğula chopin’le noktürn noktürn, bir hayırsız ortanca evlât olarak 2 adet orta boy kabak, 2 adet orta boy patlıcan, 2 adet orta boy patates, 1 adet orta boy soğan, 2 adet orta boy domates ve de 1 tatlı kaşığı domates salçası, 5 yemek kaşığı zeytinyağı, ½ su bardağı sıcak su ile türlüye dönmüş rûhum desem, ayıp mı olur? bilemedim… hoş, çerçeve hâlâ boş ve biraz sola doğru kaymış!…
Tan Doğan
